|
|
|

|
Arapça, müteaddi bir fiil olan ve bir
şeyi diğer bir şeye bağlamak ve iliştirmek;
zincir yapmak, birbirine ulamak; bir soyun şeceresini yapmak;
su şellâle hâlinde dökülmek anlamına
gelen “Selsele” fiilinin ismi olan ve zincir, bağ,
uzayıp ve dolaşıp uzayan şeyler, soysop,
sülâle; bir zürriyet ve neslin tevalisini
gösteren şecere anlamına gelen “silsile”
kelimesi ile;
Farsça mektup, kitap, bir hüküm ve vesika ifade eden evrak,
bir şeyden haber veren vesika anlamına gelen
“nâme”
kelimelerinin farsça terkibinden oluşan “silsilenâme”
kelimesi bir neslin, tarikat
yahut birliğin şeceresini gösteren yazılı
vesikalar anlamına gelmektedir. Tasavvuf kültürende ise silsilenâme
tarikatlarda şeyhten şeyhe ulaşarak tarikat pirine, ondan
da yine şeyhten şeyhe, tâ peygamber (s.a.v)’e kadar
dayandığına inanılan beyat zincirini gösteren
kitap, liste ve cedvellere verilen genel bir isimidir.
Silsilenâmeler şecere, tomar, ensâb olarak da isimlendirilmektedir.
|
İslâm kültüründe silsile ilk
defa hadis ilminde bir terim olarak kullanılmış ve hadisi
rivayet eden kişilerin, kesintisiz Hz. Peygamber'e kadar
çıkarılması silsile veya sened adını
almıştır.
Sened; bir hadisi birbirinden riivayet ederek daha sonraki nesillere
ulaştıran râvilerin alış sırasına
göre ve tarih unsuru göz önünde bulundurularak
zikredilmesidir. Sahabe
nesli sonrasında İslam toplumunda fitnelerin ortaya
çıkması, iç savaşların olaması,
çeşitli siyasi fırkaların oluşması ve
bunların taraftarlarının hadis uydurmayabaşlaması
islam alimlerinin haber kaynaklarını araştırmaya,
kendileirne ulaşan haberin kaynaklarını
araştırmaya, râvilerin kimlikve kişiliklerini
soruşturmaya, tenkit usulünü geliştirmeye
geliştirmeye sevketmiş, senedin bir diğer ifade ile
silsilenin kullanılması bir zorunluluk haline gelmiştir. Bu
alanda yapılan çalışmalar dinin temelini
oluşturan naklî ilimler tamamen, diğer ilimler de
çoğunlukla silsileye dayandığı için
İslam alimleri silsilenin vazgeçilmezliği üzerinde
görüş birliğine varmışlar, onu başta
hadis olmak üzere ilimlerin ayrılmaz bir parçası
kabul etmişlerdir. İlk dönem alimleri silsileyi ilmin
sünnetlerinden saymışlar, meşhur alimlerin de
içinde bulunduğu bir topluluk silsilenin müekked
sünnet, hatta farz-i kifâye olduğunu belirtmişlerdir.
“Haydi, bundan önce indirilmiş bir kitap yahut bir bilgi
kalıntısı getirin”
ayetindeki bilgi kalıntısından maksadın silsile (isnad)
olduğunu, “Bu
Kur’an sana ve kavmine bir öğüttür.”
ayetinin silsileye delalet ettiğini söylemişlerdir.
“Ümmetimin son döneminde bir takım insanlar
çıkacak, size sizin ve babalarınızın
duymadığı hadisler nakledecekler, onlardan
sakının.”
gibi dahislerde isnada delili sayılmıştır. Bu sebeple
başta hadis ilmi olmak üzere, siyer ve magâzî ilmi, tefsir,
fıkıh, kelam, tasavvuf ve diğer dini ilimler, eserlerinde
silsileye yer vermişlerdir. Bunun yanında din ilimleri
için alet vazifesi gören edebiyat, tarih, lugat, nahiv,
şiir vb. ilimlerle hikmetli sözlerin, atasözlerinin naklinde,
müslümanlar arasında neşet eden tıp ve benzeri
ilimlerde, zanaatkarların mesliklerini sergilediği ve
aktardığı işleme, terzilik gibi iş kollarında
ve esnaf birliklerinde, sanatkarlarının hünerlerini
gösterdikleri ve öğrettikleri hat, musikî, hitabet ve
benzeri alanlarda da silsile kullanılmıştır.
|